Şimdi soru şu; ''bir insan kendini neden maymun eder?'' Şu fotoğraflara bak, bildiğin porno yıldızları gibi, ulan sen siyasi bir duruşu olan yazarsın. Yazılarına az çok ilgi gösterdik, sağlam adamdır dedik, dedik de, yarın öbür gün, ''aha savunduğun godoş bu muydu, bak magazin maymunu olmuş, porno yıldızları gibi seksi pozlar veriyor'' deseler ne diyeceğiz? Hadi onu geçtim, seni şu skindirik fotolardan sonra çoluğumuza çocuğumuza nasıl tanıtacağız? ''Bak oğlum, bu vicdani retçi, sağlam duruşlu bir yazardır, oku bunu'' dedikten sonra çocuk, ''baba, bu da onun seksi pozları olsa gerek, fotolarda da iyi yavşamız hanım kıza, bunun porno filimleri de var mı, ehe ehe'' dese ne diyeceğim? Hadi onu da geçtim, biz yeri geldi ekşi de, yeri geldi bloglarda senden alıntılar yaptık. Hoş, senin böyle magazin maymunu gibi garip pozlar vereceğini bilemezdik, ama yaptık işte, orda burda seni savunduk. Bundan sonra ''lan o gitsin hey girl'e kapak olsun'' deseler ne diyeceğiz? Neyse, siyaset politika ayağına malı götüreceksin gibime geliyor. Yakında ünlü playboylar arasına da girersin, ama işte siktin attın duruşunu, o oldu yani.
15 Kasım 2009
Rasim Ozan Kütahyalı'nın Seksi Fotoğrafları İçin Tıklayınız!
Şimdi soru şu; ''bir insan kendini neden maymun eder?'' Şu fotoğraflara bak, bildiğin porno yıldızları gibi, ulan sen siyasi bir duruşu olan yazarsın. Yazılarına az çok ilgi gösterdik, sağlam adamdır dedik, dedik de, yarın öbür gün, ''aha savunduğun godoş bu muydu, bak magazin maymunu olmuş, porno yıldızları gibi seksi pozlar veriyor'' deseler ne diyeceğiz? Hadi onu geçtim, seni şu skindirik fotolardan sonra çoluğumuza çocuğumuza nasıl tanıtacağız? ''Bak oğlum, bu vicdani retçi, sağlam duruşlu bir yazardır, oku bunu'' dedikten sonra çocuk, ''baba, bu da onun seksi pozları olsa gerek, fotolarda da iyi yavşamız hanım kıza, bunun porno filimleri de var mı, ehe ehe'' dese ne diyeceğim? Hadi onu da geçtim, biz yeri geldi ekşi de, yeri geldi bloglarda senden alıntılar yaptık. Hoş, senin böyle magazin maymunu gibi garip pozlar vereceğini bilemezdik, ama yaptık işte, orda burda seni savunduk. Bundan sonra ''lan o gitsin hey girl'e kapak olsun'' deseler ne diyeceğiz? Neyse, siyaset politika ayağına malı götüreceksin gibime geliyor. Yakında ünlü playboylar arasına da girersin, ama işte siktin attın duruşunu, o oldu yani.
13 Kasım 2009
Kıvanç Tatlıtuğ'un skiyle olan imtihanım
İki gündür yazamıyorum sevgili okur. Ne zaman klavye başına bi' şeyler yazmak için geçsem, aklıma aşk-ı memnu'nun sevişme sahneleri geliyor. Açtığım başlıklar ve girdiğim entrylerde genelde bu yönde oluyor. Geçen gün ''kürt açılımı'' başlığına bir şeyler karalayım dedim de, bir bakmışım ki entrymi yine aşk-ı memnunun sevişme sahnelerinden birine bağlamışım. Diyarbakır 5 nolu cezaevinden, temel hak ve özgürlüklerden, evrensel hukuk kurallarından bahsettiğim yazımın son paragrafı da yine bi' şekilde behlül'ün skine bağlanmıştı. Ne yapacağımı, nasıl bir çıkış yolu bulacağımı artık şaşırmıştım. resmen tanrı, beni behlül'ün skiyle imtihan ediyordu. Bir siyasi duruşu olan bir yazar olarak siyasi yazı yazamaz oldum. behlül'ün ski yüzünden siyasi kariyerim göz göre göre skiliyordu.Bu sıkıntılı durumdan kurtulmak için birkaç dakika klavyenin başından ayrılmaya karar verdim. Tv yi açtım. Tv de magazin forevır adlı programı görünce, ''iyi lan iyi, bir kaç ünlü dekoltesi görür kendime gelirim, ehe'' dedim. Ama ne mümkün sevgili okur, yine aşk-ı memnu dizisinin bir sevişme sahnesiyle karşılaştım. Beren saat, kıvanç tatlıtuğ'un ağzındaki yemek artığını emiyordu. Önce ''ıyyy, çok iğrenç mına koyayım'' falan desem bile, sonra beren saat'in dilinin hatrına birkaç dakika izledim. Piç gibi ekran karşısında kalmıştım. Kıvanç tatlıtuğ'ın skinin siyasi kariyerimi siktiği yetmiyormuş gibi şimdi de beren saat'in diliyle imtihan oluyordum. Kabus gibiydi.
Ama artık bir şeyler yapmaam gerektiğinin farkındayım. Yoksa çocuklarım beni siyasi görüşü olan bir blog ve sözlük yazarı olarak değil de, haydar dümen gibi yazan bir godoş olarak hatırlayacak. Takdir edersin ki sevgili okur, hiçbir baba çocuklarına godoş imajı vermek istemez. hoş daha evli değilim, ve bol çalkantılı bir aşk hayatım var. Yarın bir gün, g.t gibi ortada kalma durumum bile olabilir. yarrak gibi ne diye çoluktan çocuktan bahsediyorum bilmiyorum, ama neticede bunları önceden düşünmem gerek.
İşte böyle okurlarım, şimdilik bu kadar. gelecek nesillere kıvanç tatlıtuğ'un skinin gölgesinin olmadığı bir dünya diliyorum. Sizi beren saat'in diliyle yalıyorum!
08 Kasım 2009
İç Çamaşırı Giymeyen Belediye Başkanı
esasen kulağa çok seksi geliyor. düşünsene, adam kışın bile iç çamaşırı giymiyormuş. hem de koskoca şehrin belediye başkanı yani, boru değil. insan ''aşı olacak mısınız'' sorusuna kaç farklı yanıt verebilir diye düşünsem, heralde bu hariç tüm ihtimalleri düşünürdüm. seni sevebilme ihtimalini seviyorum topbaş, topbaşım, başım. çok etkiledi bu sözün beni, insan kışın bile iç çamaşırı giymez mi lan. bilmem, belki sen sikik bir espri yaptın, ya da bizle taşşak geçiyorsun, ama olsun. dedim ya, ben seni sevebilme ihtimalimi sevdim be güzelim. bir de şiir yazdım, sana adadım. bu şiiri sana iç çamaşırlarımı çıkararak yazıyorum, seni iç çamaşırsız seviyorum başım, topbaşım.
memleket isterim
iç çamaşırı giymeyen belediye baskanları olan
o değil de
esasen
çok seksi lan!
ha, bi sikim anlamadım sözünden o ayrı ulan!
ama olsun be yaraam
yine de seksi lan!
30 Ekim 2009
Kıvanç Tatlıtuğ, Bukowski ve Ben
(soldan sağa; kıvanç tatlıtuğ, bukowski ve ben)


tv'yi her açtığımda ekranda kıvanç tatlıtuğ ile karşılaşmamak için elimden geleni yapıyorum. renkli gözleri ile tam bir mühendislik harikası olarak karşıma çıkan bu adamı görünce aynaya bakıyorum, ''lan o insansa ben neyim mına koyayım'' deyip duruyorum. bir de gelmişim burada yazı girip, ''bak ne güzel yazıyorum lan, arada bir duygusal yazılarım da var, ideal erkek tipiyim mına koyayım'' diye hava civa yapıyorum. nah ideal erkek tipiyim! şuraya bilmem kaç küsür yazı girdim, işim gücüm yokmuş gibi hesapladım, bilmem kaç bayt falan ediyor. yazılarımı toplayıp bayt hesabına vursan 15 saniyelik konulu porno kadar etmiyor, bende gelmiş şebelek gibi habire yazı kasıyorum.
bir de ''blog yazarı asil duyguların insanıdır abi, sikeyim kıvanç tatlıtuğ'u, tamam bütün hatunlar adama bitiyor, ona bir şey demiyorum, hatta ben hatun olsam ben bile veririm, orası tamam, ama neticede kişilik, duygular falan da önemlidir. sen yazmaya devam et, bu yazdıkların çocuklarına miras olarak kalacak'' diyen vicdanımla savaş halindeyim. bok çocuklarıma miras olarak kalacak. sikindirik bir sanal virüs anında siker atar yazılarımı. ama kıvanç tatlıtuğ denen adam öyle mi, öyle mi mına koyayım? değil, adamda tip var, hiçbir şey yapmasa bile sırf renkli gözleri için binlerce hatun peşinden gider. bunalıma girdim valla, bukowski okuyup duruyorum. bukowski'nin ''saçımı taradım keşke yüzümüde tarasaydım'' sözünü duvarımın baş köşesine yazdım, arada bir okuyorum ve akabinde ''tpimi skeyim'' deyip duruyorum. hoş, bukowski gibi de değiliz, ama kıvanç tatlıtuğ yanında şebelek gibi kalıyoruz.
hatta geçen gün cafe'nin birinde bir hatun gördüm de, ''merhaba, ben blog yazarıyım. ayrıca iyi de yazarım haaa, bu arada çok hoşsunuz'' dedim, dedim de aaa dostlar, hatun, ''blog ne ki, yazmak ne ki'' deyip çekti gitti. mal gibi kaldım ortada. oysa kıvanç tatlıtuğ gibi olaydım, ''bir bok yapmam, okumam-yazmam, bir boktan da çakmam, kültür seviyem desen yerin dibindedir, ama renkli gözlerim var mına koyayım, boru değil renkli gözler, ha haaaa, hoşuna gitti renkli gözlerim değil mi, çakaaaaal'' deseydim heralde hatun bana orada bi karşılık verirdi.
ama yok dostlar yok. diyorum ya, onca girdiğim yazı bayt hesabıyla 10-15 saniyelik konulu porno kadar bile etmiyorsa ben neden yazayım ki? gideyim ve bukowski okuyayım. skerim böyle hayatı..


tv'yi her açtığımda ekranda kıvanç tatlıtuğ ile karşılaşmamak için elimden geleni yapıyorum. renkli gözleri ile tam bir mühendislik harikası olarak karşıma çıkan bu adamı görünce aynaya bakıyorum, ''lan o insansa ben neyim mına koyayım'' deyip duruyorum. bir de gelmişim burada yazı girip, ''bak ne güzel yazıyorum lan, arada bir duygusal yazılarım da var, ideal erkek tipiyim mına koyayım'' diye hava civa yapıyorum. nah ideal erkek tipiyim! şuraya bilmem kaç küsür yazı girdim, işim gücüm yokmuş gibi hesapladım, bilmem kaç bayt falan ediyor. yazılarımı toplayıp bayt hesabına vursan 15 saniyelik konulu porno kadar etmiyor, bende gelmiş şebelek gibi habire yazı kasıyorum.bir de ''blog yazarı asil duyguların insanıdır abi, sikeyim kıvanç tatlıtuğ'u, tamam bütün hatunlar adama bitiyor, ona bir şey demiyorum, hatta ben hatun olsam ben bile veririm, orası tamam, ama neticede kişilik, duygular falan da önemlidir. sen yazmaya devam et, bu yazdıkların çocuklarına miras olarak kalacak'' diyen vicdanımla savaş halindeyim. bok çocuklarıma miras olarak kalacak. sikindirik bir sanal virüs anında siker atar yazılarımı. ama kıvanç tatlıtuğ denen adam öyle mi, öyle mi mına koyayım? değil, adamda tip var, hiçbir şey yapmasa bile sırf renkli gözleri için binlerce hatun peşinden gider. bunalıma girdim valla, bukowski okuyup duruyorum. bukowski'nin ''saçımı taradım keşke yüzümüde tarasaydım'' sözünü duvarımın baş köşesine yazdım, arada bir okuyorum ve akabinde ''tpimi skeyim'' deyip duruyorum. hoş, bukowski gibi de değiliz, ama kıvanç tatlıtuğ yanında şebelek gibi kalıyoruz.
hatta geçen gün cafe'nin birinde bir hatun gördüm de, ''merhaba, ben blog yazarıyım. ayrıca iyi de yazarım haaa, bu arada çok hoşsunuz'' dedim, dedim de aaa dostlar, hatun, ''blog ne ki, yazmak ne ki'' deyip çekti gitti. mal gibi kaldım ortada. oysa kıvanç tatlıtuğ gibi olaydım, ''bir bok yapmam, okumam-yazmam, bir boktan da çakmam, kültür seviyem desen yerin dibindedir, ama renkli gözlerim var mına koyayım, boru değil renkli gözler, ha haaaa, hoşuna gitti renkli gözlerim değil mi, çakaaaaal'' deseydim heralde hatun bana orada bi karşılık verirdi.
ama yok dostlar yok. diyorum ya, onca girdiğim yazı bayt hesabıyla 10-15 saniyelik konulu porno kadar bile etmiyorsa ben neden yazayım ki? gideyim ve bukowski okuyayım. skerim böyle hayatı..
Bir Bok Olamadım Bari Dinci Olayım
bunlardan birkaç tanesi geçen bendeydi. ''abi hayırdır, ne ayaksınız sizler'' falan diye girdim konuya. adamlar hayatlarında bir bok olamadıkları için bana habire öteki alemden şeyler anlatıyorlardı. ''abi siktiredin ya, bak hayat ne güzel işte'' falan desem bile oralı olmuyorlar, hurilerden, hurilerle yapılacak olan seksten bahsediyorlardı. hatta biri birkaç huri ile birlikte öteki alemde seks yapılabileceğinden bahsetti. ''mına koyayım, bu ne lan, bildiğin grup seks bu'' falan dedim. sonra baktım olacak değil, ''abi bizim orada bir pazar var, konulu porno arşivi falan var, hiç gerek yok böyle şeyler için öteki aleme gitmeye, alın ordan birkaç konulu porno, ohh mis valla'' dedim. baktım beni dikkatle dinlemeye başladılar, ''abi hem epey ucuz, ne alırsan al 1 yetele olan özel bölümler var, hem adam tanıdık bir kolaylık yapar'' falan da dedim. içlerinden biri ''tövbe tövbe'' gibi şeyler söylese de, diğer iki eleman hafiften bir düşünmeye başladılar. ''nasıl düşünüyorsunuz lan çakaaallar, çaakaaaaal'' diye bağırmaya başladım. biri çıkıp, ''abi tamam haklısın, ama çakal diye bağırmasan bir duyan, bir gören olur'' dedi. ben ''çakaaaaal'' diye bağırmaya devam edince açılmaya başladılar; az önce ''tövbe tövbeeeee'' diye bağıran eleman konuya girip, ''abi ne yapalım, biz böyle yetiştirildik, dindar olmayı değil dinci olmayı öğrettiler. mevlana falan okumadık, hatta ben mevlana'yı dans hocası bilirim, yeni öğrendim, adam bildiğin alimmiş. biz dini kitaplardan değil, iki mahalle ötedeki tarikatın başındaki mehmet hoca dan öğrendik. elimize hatun eli değmedi mına koyayım. hal böyle olunca biz de cennetteki hurilerden medet umuyoruz ağbi'' dedi. bu laftan sonra epey duygulandım. hatta bir ara hep beraber çömelip ağlama başladık. çok duygusaldı, neticede hayatında bir bok olmayıp dinci olan insanlarla birlikteydim. birkaç tanesine bizim ahmet abinin konulu pornolarından verdim. diğer elemana da mevlana'nın bir kitabını hediye edip, ''dinci olma dindar ol mına koyayım. bak mevlana, bak gazali'' diye öğüt verdim. bir süre sonra bir evimin önü bir bok olamayıp dinci olan insanlarla doldu. artık mahallede bir tarikat şeyhi gibiydim. hatta gibi değil bizzat şeyhtim. sonra mehmet hoca'yı daha iyi anladım.
27 Ekim 2009
Tüm Kanalların Bir Anda Dinci Olması
kabus gibi bir şeydi. sabah çizgili pijamalarımla erken bir vakitte kalkıp, annemin ''eşşek kadar adam oldun halen çizgi film izliyorsun, halen çizgi film izlemek için erkenden kalkıyorsun'' laflarına aldırmadan tv başına oturdum. hemen bir kanalı açtım, şirinler adlı güzide çizgi film vardı. ''aha ne güzel şirinler, ehe ehe'' diye sevindim. ama bir de ne göreyim, şirin babanın sakalı daha da uzatılmış, bir de eline tesbih verilmişti. bu haliyle aynı bizim bir alt kattaki süleyman emmiye benziyordu. ''vay mına koyayım, bu bizim hacı süleyman emmi'' dedim. sonra diğer şirinlerin kendisine ''selamun aleykum şirin baba, allah'ın selamı üzerine olsun, hayr dualarını üzerimizen eksik etme e mi'' demesinden anladım ki, bu bizim hacı süleyman emmi değil, bldiğin çizgi film karekteri şirin babaydı. ''ne oluyor lan'' demeye kalmadan anladım, bütün tv kanallarını dinciler ele geçirmiş, her şey islami jargona göre tekrar düzenlenmişti. belki dinci olmayan bir kanal vardır düşüncesiyle birkaç kanal daha dolaştım. bir kanalda ''captain tsubasa'' adlı çizgi filmini gördüm. ''hah, iyi bu iyi, ehe ehe, iyi oldu bu iyi'' deyip izlemeye başladım. çizgi filmin bir yerinde penaltı oldu. tsubasa penaltıyı çekerken ''allah ın izniyle takacam doksana'' deyip topa vurdu. harbiden de doksana taktı. daha sonra takım arkadaşlarıyla birlikte sami yusuf'un ''allah u allah, allah u allah'' adlı eserini seslendirip sevinmeye başladılar. bu duruma artık daha fazla dayanamayarak ''ne oluyor yaaaa, ne bu böyle'' diye ağlamaya başladım. tüm kanallar dinci olmuştu. dinci olmayan bir kanal arayıp duruyordum. misal bir kanalda kötü adamları öldürmeye çalışan örümcek adam, kötü adama ''selavet getir kötü adam'' diyordu, bir kanalda ninja kaplumbağalar ''lailaheillah'' diye saldırıyorlar, diğer bir kanalda koskoca brad pitt diz çöküp ''ulu rabbim yavuklumu öldürdü bu kafirler'' diye ağlıyordu.kabus gibiydi. nitekim kabusmuş, stv izlerken uyuya kalmışım. uyandığımda stv'nin ''sırlar dünyası'' adlı güzide programı vardı. sikerim böyle programı deyip tv yi kapattım. ama her şeyin bir kabus olduğunu anladığım için mutluydum.
15 Ekim 2009
Kural Şu
Hayatta yaşanılan en sıkıntılı ya da sikintili durumlardan biri hoşlanılan bir hatuna ''teklif etmektir.'' Birini görürsünüz cafenin bir yerinde, hatun hoşsa falan, halk arasında ''kesişmek'' denilen o eylemi yaparsınız. Hadi biz ona ''kesişmek'' demeyelim; daha entelektüel, ya da ne entelektüeli, kulağa daha hoş gelen şekilde ''bakışmak'' diyelim. Ya da koy g.tüne, biz bizeyiz burada, yabancı yok mına koyayım, gözlerle sevişmek deriz ona. Öyle bakışlar atarız ki, bu bildiğin ''bakışmak'' falan değil, gözlerle hatunu soyup yalamaktır.İşte böyle bir ortamdayız. Üniversitenin en kalabalık cafelerinden biri. Orta masada salak salak bakan kişi ise mehmet. Mehmet bir makine mühendisliği öğrencisi, zaten tipinden belli oluyor. Marx gibi bir karış sakalı var, ama bu piç, tarz olsun diye değil, ''abi siktiret ya, saçla sakalla uğraşacağıma ders çalışırım, o da olmadı cafede hatun keserim'' dediği için böyle. Yoksa bu ibnenin ne siyasi bir duruşu, ne de kapital okuduğu falan var. Marx'ın fotoğrafını göstersen ''bu evliya kim mına koyayım, yarın termodinamik sınavı var, iki dua etsin, bunların duası tutar hacı'' diyecek. O kadar karaktersiz piç. Mehmet'in yanındaki diğer kişilerde fakülteden arkadaşları. Bunların alayı makine mühendisliği öğrencileri olduğu için sohbetleri falan da bir garip. Mehmet'in hemen yanındaki gotik tipli şebelek uzun uzun bir şey anlatıyor. ''abi ben kenan hocanın t.aşşağını yerim, ne kolay sordu lan soruları, bölümün evliyası mına koyayım'' sesleri size kadar ulaşıyordur. Gotikin yanındaki eleman ise rockcı. Hemen söze atlıyor, ''abi ne güzel anlatıyorsun, ço güzel özetledin durumu, kız olsan sana verirdim'' deyip klasik espriyi yapıyor. Aferin size makineciler, girdiğiniz ortamı piç etmeye devam edin. Yüksek sesle ''meme, göt'' temalı sohbet yapan beyninize sokayım.
Her neyse, ortamı piç eden bu şebelekleri ufak bir süre unutup yan masaya, yani hatunların olduğu masaya dönelim.
Aaa, bakın sarışın kız, işte üniversitenin en hoş hatunu, giyim kuşam on numero. Büyük bir ihtimal güzel sanatlar fakültesinde okuyordur; çünkü kural şu: bir hatun farklı giyiniyorsa kesin güzel sanatlar fakültesinde okuyordur, çünkü yapacak en iyi işi budur. eheh. Her neyse, bu hatun sürekli çalan müziğe eşlik ediyor. Büyük ihtimalle çalan parçanın carlos santana'ya ait olmasından dolayı etrafa ''burjuva bir tarafımız var pek tabi ki'' mesajı vermek. Bu güzel hatunun karşısında ise sürekli elindeki aynaya bakan bir başka hatun var. Ama bu güzellik yanında ondan bahsetmeye gerek yok.
İşte ilk temas kurulmaya başladı. Mehmet elindeki T çetvelini temizlerken karşı masadaki hatunla göz temasını kuruyor. Göz temasıyla birlikte ''abi, abi abi'' demeye başladı bile. Bu ''abi, abi, abi'' uyarısı ''yan masada taşş gibi bir hatun var''a işaret olduğu için çok geçmeden tüm makineciler o masaya dönüyorlar. İşte başta bahsettiğimiz ''gözlerle sevişmek'' durumu burada başlıyor. Bu piçler, kafalarında hatunla alakalı fantezileri düşünürken işi ciddiye vuran mehmet, ''abi ben konuşcam'' diye tüm fantezilere son noktayı koyuyor. Kural şu: bir makineci masasında bir erkek, ''abi ben konuşcam'' diyorsa, diğer tüm erkekler o kadına ''yenge'' muamelesi yapar. Netekim gotikimiz, ''abi ne zaman konuşacaksın yengemizle'' demeye başladı. Bu noktadan sonra artık geri dönüş olmaz, tüm masa el ele verip bu işi yapmak için ''ben konuşçam'' diyen kişiye destek verir. Öyle de oluyor zaten. Bakın, mehmet kasılmaya başladı bile, eli ayağı titriyor.
Mehmet'in acilen bir sigara yakması gerek, ama ''dumansız hava sahası'' nedeniyle yakamıyor. ''akp yi sikiyim'' deyip duruyor. Aferin mehmet, hayatında ilk defa siyasi bir duruş gösterdin lan, aferin yaraaam..
''akp yi sikiyim'' dedikten sonra mehmet bir kez daha, ''ben konuşçam hacı, masadan kalksınlar konuşcam ben'' diyor. Ve işte, hatunlar masadan kalktılar bile. Hemen mehmet ve grubu peşlerinden gidiyor. Mehmet bu sırada kafasından nasıl teklif edeceğini düşünüyor. Kafasından ''bir dakika görüşebilir miyiz''den, ''senin benle çıkmana karar verdim''e, oradan ''sevişelim mi''ye kadar en marjinal teklif şekilleri geçiriveriyor. Ama mehmet artık bu yola girmiştir, ve dönüş olmaz. Kural şu: yola girdiysen sike sike çıkacaksın.
Ve mehmet hatuna çok yaklaştı. Ve işte o an, mehmet soruyor, ''ee şey, birkaç dakika konuşsak mı?'' Hatun mehmet'e bakıyor, cevabı net; ''hayır.'' Mehmet sadece ''peki'' diyebiliyor.
Ne yaptın sen mehmet, ne yaptın yaraam. Bu kadar basit mi?
Ama evet, bu kadar basit. Kural şu: bir hatun hayır dediyse, büyük ihtimalle öyledir..
Ve mehmet gün sonunda koca bir ''hayır'' cevabı almış olasa bile, marx tarzı sakallarına karşı borcunu ödemiş oluyor; çünkü mehmet ''akp yi sikiyim'' diyerek ömründe ilk kez bir siyasi duruş göstermiş oluyor. Bu bile iyidir be mehmet, kim bilir, belki deniz gezmişler de işe böyle başladı. Kural şu: kadınlar kapitalizmin yedinci basamağıdır, bilemdin sekiz. Koy götüne dokuz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
